21 Aralık 2020 Pazartesi

KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK


Giriş

Sosyal sorumluluk kavramının Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığını bulmak için, kavramı oluşturan “sosyal” ve “sorumluluk”  kelimelerine ayrı ayrı bakalım. Sosyal, toplumla ilgili, toplumsal anlamına gelmektedir. Sorumluluk ise kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet demektir.Bu tanımları birleştirecek olursak sosyal sorumluluğun toplumu ilgilendiren konularda yapılan işten veya görevden dolayı gerektiğinde lüzum üzerine hesap verebilme anlamına gelmektedir

Sorumluluk

Sosyal sorumluluk kavramına geçmeden önce sorumluluk kavramından bahsetmek yerinde olacaktır. Sorumluluk, kişilerin veya kurumların yerine getirmeyi taahhüt ettiği ve bununla ilgili üstlendiği yükümlülükler şeklinde tanımlanabilir. İçinde bulunulan zamana, mekana, toplumsal gelişmelere ve coğrafi-siyasi koşullara göre sorumluluk anlayışı değişebilmektedir. Sorumluluk kavramının TDK’daki karşılığı ise kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet demektir. Sorumluluk; bir işi yapma mecburiyetinde veya gönüllü olan bir kişiden beklenen yükümlülüklerdir.



Sosyal Sorumluluğun Tarihsel Gelişimi

Sosyal sorumluluk ile ilgili görüşleri tarihin ilk zamanlarına, ilk sosyal insan topluluğuna kadar götürmemiz mümkündür. Net bir zaman verilememekle birlikte ilk uygarlıklara kadar geniş bir zaman diliminden bahsedebiliriz. Mezopotamya, Çin, Eski Yunan ve Roma dahil olmak üzere dünyanın birçok yerini ve uygarlığını kapsayan bir coğrafyada dinsel, kültürel, kişisel yargılar, etik görüşler ve çeşitli yasalarla farkına varmadan soyal sorumluluk kavramı toplumlara işlemiştir.

Aristo, ekonomik ilişkilere etik açısından bakarak, değiş tokuş edilen mal ve eşya ve hizmetlerin arasında bir denklik olması gerektiğini ve fiyatlar ile kazancın adaletli bir şekilde olması gerektiğini, faizin adaletsiz olduğunu savunarak sosyal sorumluluk anlayışına katkıda bulunmuştur

1.Dünya Savaşı sonrasından itibaren ele alınabilir. Savaş sonrasında değişen dünya düzeni ve yönetim anlayışı toplumsal sorunlar daha fazla ön plana çıkmıştır. İşletmeler ile toplum arasındaki ilişki çok uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Bu kapsamda araştırmacıların, 1950 yılların ortalarından beri, işletmelerin topluma karşı sorumlulukları ile ilgili kavram ve teorilere odaklandığı görülmektedir. 1960'lı yıllarda kurumsal sosyal sorumluluk, işletmenin ekonomik ve teknik ihtiyaçlarının en azından kısmen ötesine geçen karar ve faaliyetler olarak tanımlanmaktaydı.

Yönetim felsefesinde meydana gelen değişimler ve sosyal ahlak anlayışının kabulü, sosyal sorumluluğu tetikleyen nedenlerdir. Yaklaşık olarak 1970’lerin başından beri yaygın olarak kullanmaya başlanan “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” terimi Türkçede kısaca KSS, İngilizcede ise Corporate Social Responsility kavramının kısaltılmış hali olan CSR biçimde kullanılmaktadır. Bu kavram özellikle uluslararası ya da küresel olarak tanımlanan kurumların etkinlikleriyle tüm dünyaya yayılmıştır. 

Sosyal sorumluluk terimi ilk kez 1953’te yayımlanan Bowen’in “İşadamlarının Sosyal Sorumlulukları” adlı makalede yer almıştır. Bowen bu makalesinde, işadamlarının, toplumun değer ve amaçlarıyla örtüşen sosyal sorumluluk faaliyetlerle ilgilenmelerini savunmuştur. Kurumların sosyal açıdan sorumlu olması gerektiği kavramı, 1960'lı yıllarda uluslararası kurumların büyüklüğü ve gücünün arttığı dönemde yaygınlaşmıştır.


Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Oluşumu

Globalleşen ve büyük biz hızla gelişen dünyamız, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ile tanışmıştır. Değişen ve gelişen dünyada birçok sorun ve zorunluluk hasıl olmuştur. İşletmeler rekabetlerini sosyal sorumluluk alanında da devam ettirmekteler. Bunu salt bir hayırseverlik olarak göremeyiz. Elbette ki işletmeler varoluşlarının gereği olarak kar etmek ve işlerini geliştirmek istemektedirler. İşletmeler rekabet edebilmek, müşteri çekebilmek, bilinirliklerini artırmak ve farklılık yaratabilmek için kurumsal sosyal sorumluluğu işletme içerisinde hayat geçirmişlerdir. Çünkü işletmeler kurumsal sosyal sorumluluk ile kendilerine değer katacaklarının farkına varmışlardır.

Büyükyılmaz ve Fidan çalışmalarında Carroll’un “The Pyramid of Corporate Social Responsibility: Toward the Moral Management of Organizational Stakeholders”  isimli çalışmasına atıfta bulunmuştur. Carroll, kurumsal sosyal sorumluluk kavramını bir piramit şeklinde şematize etmiş ve anlatmıştır. Carroll, KSS’yi piramit üzerinde açıklarken, piramidin altından üstüne doğru dört tip sorumluluktan bahsetmiştir. Bunlar:


Şekil 1: Carroll’un Kurumsal Sosyal Sorumluluk Piramidi 



  • Ekonomik Sorumluluklar: Her bir işletme toplumun birer ekonomi hücresidir. Bu yüzdendir ki temel görevleri, tüketiciler tarafından ihtiyaç duyulan ürün ve hizmetleri üretirler ve doğal olarak kar etme amacı taşırlar. Ekonomik sorumluluklar yerine getirilmediği zaman diğer tüm sorumluluklar ekonomi temelli bir dünyada devre dışı kalır.

  • Yasal Sorumluluklar: Yasal sorumluluklar bir ülkede yaşayan herkes için geçerli olduğu gibi tüzel kişilik sahibi işletmeler için de geçerlidir. İşletmelerin toplumla uyumunun sağlanabilmesi için ekonomik faaliyetlerinin hukuka uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. 

  • Etik Sorumluluklar: Ekonomik ve yasal sorumluluklar hakkaniyet ve adalet somutlaştırılan normlara sahipken etik sorumlulukların yazılı bir kuralı yoktur. Toplum tarafından istenen- istenmeyen, hoş karşılanan-kötü bakılan tarihsel gelişim gösteren uygulamalardan oluşur. Etik sorumluluklar, tüketici, üretici, çalışan, patron, hissedar vs. kim varsa herkes tarafından kabullenilen beklentileri kapsar.

  • Gönüllü Sorumluluklar: Toplumsal refahı ve iyi olma durumuna katkıda bulunmayı işletmenin kendiliğinden aktif bir şekilde istemesi ve buna katılması demektir. İyi bir kurumsal vatandaş olma yolundaki işletmenin toplumsal beklentileri göz önünde bulundurması gerekmektedir.


İşletmeler Neden Kurumsal Sosyal Sorumluluk Faaliyetlerine Yönelir:

İşletmelerin temel amacı kar etmektir. Bu amaç doğrultusunda birçok yol denendi, deneniyor ve yeni yeni yollar denenmeye devam edecektir kendi yararlarına. Temel amaç kar etmektir ama bundan daha önemli olan bir durum vardır o da sürekli kar etmek ve şirket devamlılığını sağlamaktır bu yolla. 

Bundan yüzyıl önce şirketlerin sosyal sorumluluk faaliyetlerine verdikleri önem ve bu faaliyetlere duyduğu ihtiyaç zamanımızda olduğu kadar değildi. Zaman değişiyor, teknoloji gelişiyor ve insanların haberleşmesi artıyor ve hızlanıyor. Daha büyük kitlelere daha yüksek sesle seslenilebiliyor. Bunu kişiden kişiye değişen olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Başlıca amacı kar etmek olan bir işletme toplumda kötü imaj çizmek istemez. Aleyhinde çıkan bir propaganda ile bir anda büyük ve tamir edilemez zararlara uğrayabilir veya tam aksi şekilde toplumun sempatisini kazanıp büyük karlar edilebilir. Burada ince bir nüans vardır ya ufak da olsa toplum için bir harekette bulunmak yada işletmecilik mantığına ters davranıp toplumu karşısına almak gafletine kapılmak. Unutulmamalıdır ki şirketler yalnızca ekonomik başarılarıyla değil aynı zamanda sosyal sorumluluk faaliyetleriyle de değerlendirilir. Günümüzde sosyal sorumluluk faaliyetleri ekonomik başarıları büyük oranlarda etkilemektedir.

Günümüzde işletmeler kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin etkisiyle kendilerine ciddi kazanımlar elde edebileceklerinin farkına varmışlardır. Bazı ünlü markaların çalışanlarına kötü muamelede bulunması, onları kötü şartlarda çalıştırması, maliyet hesaplarıyla çocuk işçiler çalıştırmaları nedeniyle medya özellikle de sosyal medyada gündem olmaları marka imajlarını zedelemiştir. Bu tarz olumsuzlukların giderilebilmesi için kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine ağırlık vermiş ve bu konuda üst düzey kadrolar oluşturulmuştur.

Günümüzde şirketler bilançolarında kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri için bütçe ayırmaya başlamıştır. Aynı zamanda kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri, işletmelerin marka, piyasa değerlerini ve bilinirliklerin artırmaktadır. Artık bir ürünü tercih ederken salt kalite ve fiyat karşılaştırması yapmıyoruz aynı zamanda bu üreticilerden sosyal sorumluluk faaliyetleriyle ön planda olanlar seçimlerimizde de ön planda olmaktadırlar.



Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri Alanı

Şekil 2: Türkiye'de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri Alanları

İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV), bir yılda 746 adet kurumsal sosyal sorumluluk projesi tespit etmiştir. Buna göre, Türkiye’deki şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk temasıyla en fazla yöneldikleri alan, araştırma kapsamında değerlendirilen dönemde eğitim olmuştur. Eğitim alanını sırasıyla çevre, sosyal destek ve kültür-sanat alanları izlemektedir.


Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinde Hedef Kitle

İNGEV’in yaptığı araştırmada bir başka sonuç ise kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde hedef kitleleri bize göstermektedir. KSS projelerinde şirketlerin faaliyet alanları dikkate alınmadan bir analiz yapılmış. Buna göre en çok toplumdaki konu ve grup olan çocuklara yönelik projeler gerçekleştirilmiştir. Hedef kitle sıralamasında ikinci sırayı ise ayrım gözetmeksizin toplumun geneli ulaşılmak istene hedef olarak belirlenmiştir. Daha sonrasında ise sırasıyla gençler, engelliler ve kadınlar hedef kitle olarak görülmektedir.

Şekil 3: Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinde Hedef Kitle



Ülkemizde Sosyal Sorumluluk Projesi Denince Akla İlk Gelen Firma ve Projeler

  • Turkcell - Kardelenler Okula: Bu proje ile büyük bir farkındalık yaratılmış ve 100.000’den fazla genç kızımıza burs verilmiş, 15000 kardelen liseden mezun edilmiştir.

  • Doğan Medya Grubu – Haydi Kızlar Okula: 33 kız öğrenci yurdu, 11 köy okulu yapılmış olup 10500’den fazla öğrenciye burs verilmiştir.

  • Koç Holding - Ülkem İçin Projesi: Bu proje ile engelli çocuklar için çocuk parkı, okul yapımı, kütüphane yardımı ve daha nice başarılı iş ile varlığını sürdürüyor.

  • Arçelik - Eğitimde Gönül Birliği: Bu proje,  200 bin öğrenci ve 6 bin öğretmeni kapsamış geniş bir projedir.

  • Doğuş Holding – Trafik Hayattır: Bu proje toplumun, reklam benzeri yollarla, trafik kurallarına karşı bilinç düzeylerini artırarak, çocukların da arka koltukta oturmasını gerektiğini güzel bir mesajla aktarmayı başardı.

 

Sonuç

Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri birçok amaçla kullanılabilir. Kimi firmalar bu projeleri gönüllü ama gerçekten gönüllü olarak yapar. Bunu karşılığında maddi karşılık beklemez ki bu cüzi bir miktardır. Zaten firmaların yaratılış gayelerine ters bir durumdur. Rasyonel bakış açısıyla, her firmanın temel amacı kar etmektir. Bu amaç doğrultusunda legal-illegal bir çok yol vardır, başarılı veya başarısız. 

Duygusal bakış açımızı bir kenara bırakıp realist bakarsak her firma ayakta kalabilmek için kar getiren işler yapmak zorundadır. Amme hizmeti yapmak gibi bir görevleri yoktur, bu iş devletten beklenebilir, zaten öyle bir şey zarara neden olur. 

Firmalar elbette kar edecektir. Bu kar getiren yolun nasıl olduğun önemlidir. Toplumun tercih etmesi gereken reklamın iyisidir. İyi hazırlanmış, toplum yararının da olduğu bir projeyle reklam yapmalarında beis yoktur. Burada kaza-kazan metodu vardır. Toplum için iyi olan iyidir ve kabul edilebilirdir.







Kaynakça

YEŞİL LOJİSTİK





Giriş


İnsanların var oluş sürecine baktığımız zaman, insanlar var oldukları ilk günden bugüne sürekli bir hareket halindedir. Bu hareket kimi zaman yemek bulmak için kimi zamanda yemek olmamak içindir. Avcı toplayıcı toplumlarda insanlar günü kurtarmak, yaşamını sürdürmek ve av olmamak için yaşarken, tarım toplumuna geçtikten sonra öncelikleri ve ihtiyaçları değişti. Yerleşik hayata geçen insanlar köyler, şehirler ve ülkeler kurdular. Coğrafi yapısından ötürü insanların bütün ihtiyaçları aynı anda aynı bölgede bulunamıyor. Bu sorunun üstesinden gelmek için zaman içerisinde taşıma modları geliştirilmiştir. Tekerleğin icadı ile gıdalar, madenler ve nice çeşit eşyanın taşınması kolaylaşmıştır.  Zamanında kervan dediğimiz ticari malzeme taşıma sistemleri günümüzde birçok bileşenden oluşan lojistik sektörü haline evrilmiştir.


Lojistik Nedir?


Lojistik tanım olarak üretim veya tüketime konu olan bir malın mekanlar arasındaki tüm akışı içerisine olan süreçler olarak tanımlanabilir. Günümüzde talepleri karşılamak için ham madde, yarı mamul, mamul veya hizmetlerin bir iş akışı içerisinde bir yerden başka bir yere ulaşılması için gerekli planlama süreci, bu taşıma sisteminin kontrol ve denetimini de içerisine alan bir sistemler bütünüdür.

Küreselleşen dünyamızda, ulaşım sistemlerinin gelişmesiyle uzak yerler artık eskisi kadar uzak değil. İnsanlar istedikleri her ne varsa imkanları dahilinde çok kısa süreçlerde kavuşabiliyor. Eskiden aylar süren yolculuklar ve bir malın bir yerden başka bir yere taşınması süreci şimdi birkaç saate sürmektedir. Bu imkanlar çerçevesinde insanlar yeni ihtiyaçlar oluşturdular ve bunların tatmini için çalışmaktadırlar. 


Lojistiğin Çevresel Etkileri


Lojistik sektörü yeni bir olgu değildir. Antik dönemden günümüze kadar insan ihtiyaçları çeşitlenip artmıştır. Bu artan ihtiyaçları karşılayabilmek tek bir mekanda mümkün olmadığı için dünyanın dört bir yanından mamul veya yarı mamul madde taşınması gerekmektedir. Gelişen lojistik sektörü ile bu ihtiyaçların karşılanması çok daha kolay bir hal almıştır. Taşımacılık sektörü bu kadar büyümesinin sebebi tüketimin hızla artmasıdır. Artan tüketim ile birlikte birçok sorun ortaya çıkmaktadır. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi çevreye olan etkilerdir. Artan tüketime karşılık verebilmek için üretimin de artması gerekmektedir. Üretilen ürünlerin taşınması için de lojistiğin gelişmesi ve genişlemesi gerekmektedir. Bu artışı birçok olumlu etkisi olduğu gibi olumsuz da birçok etki vardır. Sürdürülebilir bir yaşam için sürdürülebilir bir çevre şarttır ve insanların bunu göz önünde bulundurması gereklidir. Biz insanlar bu dünyada tek başımıza yaşamıyoruz ve kaynaklarımız da sınırsız değildir. Bunun farkında olmamız gerekir öncelikle. Üretirken de tüketirken de ikisi arasındaki taşımacılık faaliyetlerini gerçekleştirirken de çevremizi unutmamamız lazım.

Taşımacılık sektöründe çevreye olan zararımızı minimuma indirmemiz ve bu zararı ortadan kaldırmak için yapılması gerekenler vardır. Bunların başında KarbondiOksit (CO2) salınımını minimuma indirmek gelir. Oksijen (O2) sınırsız bir kaynak değildir ve çevreye verdiğimiz tahribat ile bu yaşamsal kaynağı tüketmekteyiz. Bu Oksijen tüketimi ve CO2 ve KarbonmonoOksit (CO) atıklarının üretimi çevreye büyük zararlar vermektedir. Küresel ısınma ve dengesizleşen iklim ve mevsimler çevreye verdiğimiz bu zarardan kaynaklanmaktadır.

Çevreye verilen tahribatın en azından azaltılması için birçok yol vardır. Özellikle taşımacılık sektörüne değinirsek, lojistik işlemi yapılırken daha az zararlı gaz salınımı nasıl yapılır bunun yolları aranmalıdır. Bir kara taşıtının taşıyabileceği yükün binlerce katını taşıyabilen gemiler vardır ve bunların kullanımı arttıkça çevreye daha az zararlı gaz salınımı olur. Bu da çevreye verdiğimiz zararı azaltır. Düzenli ve planlı bir lojistik sistemi kurulursa aynı anda daha çok ürün taşınmış olur ve bu da çevresel zararı azaltır.



Yeşil Lojistik Nedir?


Çevre duyarlılığı dendiği zaman ilk akla gelen şey 1997’de Japonya’nın Kyoto şehrinde düzenlenen protokollerdir. Kyoto’da düzenlenen bu protokoller daha sonrasında “Kyoto Protokolleri” olarak adlandırılmış ve sanayileşme süreçlerini tamamlamış yada sanayileşmekte olan birçok ülke tarafından kabul edilmiştir. Bu protokollerin ardından toplum nezdinde “küreselleşme, karbon emisyonu, sera gazları” gibi pek çok konu kamuoyunun dikkatini çekip bilinir duruma gelmiştir.

Yeşil lojistik, paketleme, atık yönetimi ve ulaşım odaklı işleyen yük dağıtım faaliyetlerinin çevre ve enerji ayak izini azaltan tedarik zinciri yönetim uygulamaları olarak tanımlanmaktadır. Ürünün geliştirme aşamasından tutun da tüketime sunulmasına kadar geçen süreci kapsamaktadır lojistik. Yeşil lojistiğin kapsamında lojistik faaliyetlerinin çevreci düşünceyle entegrasyonu ve bu lojistik ağ içerisindeki her aşamada çevresel etkiler, karbon ayak izi gibi, gözetilerek hareket edilir.

Yeşil Lojistik Sistemi


Yeşil lojistik sisteminin yapısı temelde şu içeriklerden oluşmaktadır:


  1. Yeşil Taşımacılık 

  2. Yeşil Depolama 

  3. Yeşil Paketleme 

  4. Yeşil Lojistik Veri Toplama ve Yönetimi 

  5. Atık Yönetimi





1. Yeşil Taşımacılık


Lojistik uygulamalarının temel unsurlarından biridir taşımacılık. Taşımacılığın çevreye etkileri kayda değer seviyelerdedir. Bu nedenledir ki yeşil taşımacılık, yeşil lojistik için önemli uygulamalardandır. Taşımacılık sürecinde hava kirliliği, gürültü, kazalar, görsel ihlaller ve benzeri birçok etkisi olabilmektedir.

Taşımacılığın çevreye etkilerini incelediğimizde, bu etkileri birincil ve ikincil etkiler olarak ayırabiliriz. Birincil etkiler; yük taşımacılığı, depolama ve materyalin dağıtımı ile ilgilidir. İkincil etkiler ise dolaylı olarak bu süreçten dolayı ortaya çıkan ve çeşitli formlarda görülebilen etkiler olarak ele alınabilir.


2. Yeşil Depolama

Depolama çeşitleri arasında “çapraz sevkiyat” (Cross-Docking) son dönemlerde popüleritesi artmış durumdadır. Bu yöntemi, üretici veya tedarikçinin ürünleri depolarında tutmadan doğrudan toptan veya perakendecilere ulaştırılması olarak tanımlayabiliriz. Dikkatlice planlanan bir çapraz sevkiyat ile şirketlerin maliyetleri azalırken verimlilik en üst seviyelere çıkabilmektedir. Günümüzde birçok dev şirket bu yöntemi kullanmakta ve verim almaktadır. Bu yöntemle maliyetler azalırken çevreye verilen zarar da azalmaktadır.



3. Yeşil Paketleme

Modern şirketlerde paketleme işlemleri piyasaya sürülme öncesinde önemli bir aşamadır. Paketlemede verimlilik doğrudan doğruya çevreye olan etkilerini değiştirebilmektedir. Yetersiz paketleme taşımacılık esnasında ürünlerin zarar görmesine sebep olabilmektedir. Bu tarz hasarlar ve sorunlarla karşılaşmamak için yenilikçi paketleme teknolojileri kullanılmaktadır. Bu teknolojilerin amacı taşıma sürecinde yaşanan ürün kaybını minimuma indirmek ve hem maddi hem çevresel zararı azaltmaktır.




4. Yeşil Lojistik Veri Toplama ve Yönetimi

Veri toplama ve yönteminin bilimsel metotlar aracılığıyla geliştirilmesi, kaynakların verimli yönetimini sağlamakla birlikte yakıt tüketiminin ve karlılığın arttırılması ile doğrudan ilişkilendirilebilir.

5. Atık Yönetimi

Firmalar lojistik faaliyetleri dolayısıyla doğrudan ve dolaylı olarak yüksek miktarlarda atık üretilmektedir. Örneğin depolarda yüksek miktarda ambalaj atığı ortaya çıkmaktadır, gemiler taşımacılık faaliyetleri sürecinde atık üretmektedir. İşletmeler bu atıkları bertaraf edebilmek için atık yüklenici şirketlerle çalışmaktadır. Farklı atık türlerinde birden çok yüklenici ile çalışılır, bunun sebebi alanında uzmanlaşmış ve ihtiyaçların doğrudan karşılanmasını sağlayacak yüklenicilerden en uygun fiyatları almalarıdır.














Kaynakça

  • AKANDERE, Gökhan. Yeşil Depo Yönetimi Uygulamalarının İşletme Performansına Etkisi. 2018

  • AKUNAL ÖCALIR, Ebru. ZENGİN, Esra. Türkiye’de Yeşil Lojistik Uygulamaları. Journal of Management, Marketing and Logistics. 2017:4

  • ERDAL, M. (2014) Satın Alma ve Tedarik Zinciri Yönetimi, 3. Baskı, İstanbul, Beta

  • GÜLTAŞ, Paşa. YÜCEL, Mustafa. Yeşil Lojistik: Yeşil Ulaşım Hizmetleri, Malatya Büyükşehir Belediyesi Örneği. Akademik Araştırmalar Dergisi. 2015, Cilt:6, Sayı:2

  • İNCE, Mehmet Enes. Yeşil Tedarik Zinciri Yaklaşımı ve Örnekleri. Konya Ticaret Odası.

  • İPEKÇİ, Emre. Lojistik Sektöründe Çalışma Koşulları: İnsan Onuruna Yakışır İş Açısından Bir Araştırma. Yüksek Lisans Tezi. 2019.

  • KESKİN, M. H. (2008). Tedarik Zinciri Yönetimi: Geçmişi, Değişimi, Bugünü, Geleceği, İstanbul, Nobel Yayınevi

  • ŞENGÜL, Ümran. Atıkların Geri Dönüşümü ve Tersine Lojistik. PARADOKS Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi. 2010:6

  • ÜNAL, Aylin. BİNBOĞA, Gül. Sürdürülebilirlik Ekseninde Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin Karbon Ayak İzinin Hesaplanmasına Yönelik Bir Araştırma. 2017.

  • ÜSTÜNBAŞ, Nida Nur. Marmara Bölgesindeki Lojistik Firmalarının Yeşil Lojistik Uygulamaları. Yüksel Lisans Tezi. 2018.

KURUMSAL YEŞİL YÖNETİM


Giriş

 

Dünyadaki kaynakların sınırsız olduğunu düşünüyor insanlar. Ama tarihsel olarak gördüğümüz bir şey var ki o da dünyada ki kaynaklarımızın sınırsız olmadığıdır. Sanayi devrimi ile büyük bir hız kazanan çevresel etkiler günümüze kadar ivmelenerek daha da büyük zararlar verir hale gelmiştir. Gün geçtikçe çevreye verilen zarar insan yaşamını ve ekosistemi daha çok tehdit eder hale geliyor bu durum

Kamuoyunun çevreye verilen zararlara duyarlılığının artması hükümetleri kendi çıkarları doğrultusunda çevresel zararlar konusunda tedbirler almaya itmiştir. Elbette ki her canlı kendi yaşamının sürdürülebilirliği için çevresi ve ekosisteminde sürdürülebilir bir yaşam olmasını ister. Hükümetler ise siyasi sürdürülebilirliği ön planda tutar. Çevresel zararlar ekonomik ve sosyal zararlara bu yoldan da siyasi zararlara dönüşürse hükümetler politik gelecekleri için adım atmak zorunda kalır. Bilginin ve haberlerin bu kadar hızlı yayıldığı, kamuoyunun süratle oluştuğu çağımızda hükümetler daha duyarlı olmak zorunda kalıyor. Devletlerin çözüm üretemediği veya yeterli olamadığı konularda ise uluslararası topluluklar devreye girmiştir.

Çevresel sorunlarla ilgili toplumsal tepkiler oluşmasaydı Sanayi Devriminden bu yana bütün gelişmeler işletmelerin karlılık oranına göre değişecekti. Sosyal ve düşünen bir varlık olarak insanlar çevreye verilen zararların ne boyutlara ulaştığını günbegün fark etmektedir. Çevre konusu bütün toplumu ilgilendirmektedir ve belli bir zümrenin tasarrufuna bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu da çevresel konuların yönetimi ve ekonomik faaliyetler arsında bir denge kurulması gerektiğini göstermektedir.


Yeşil Yönetim

Yeşil yönetim kavramı 1990’lı yıllarda bilimsel çalışma alanında meydana çıkmış ve gün geçtikçe popülerliği artmıştır. Literatüre yeni kazandırılan bir kelime, kavram olduğu için tanımı konusunda bir fikir birliği oluşmuş değildir. Yeni bir kavram olduğu ve çeşitli yorum ve tanımlamaları olduğu için çeşitli sıkıntılarla karşılaşılan bir kavramdır. Kavram tanımlanırken kimi araştırmacılar içeriğini basit konularla da doldururken kimi araştırmacılar daha kompleks tanımlar yapmayı tercih etmiştir. Karakuş ve Erdirençelebi geniş anlamda şöyle bir tanım yapmıştır:

“Özellikle ürün ve süreç geliştirme faaliyetlerine çevre değişkeninin eklenmesi, operasyonel faaliyetlerden kaynaklanan olumsuz etkilerin azaltılması yoluyla, önceden kurulmuş olan beklentileri ve hedefleri gerçekleştirmek için yapıyı, sorumlulukları, yönergeleri, idari uygulamaları ve operasyonel yönleri değiştirerek örgütsel bağlamda yürütülen tutarlı bir dizi uyarlama veya eylemler bütünüdür.”


Yeşil yönetim anlayışı, firmaların çevreye karşı sorumluluk beslemeleri ve bu doğrultuda faaliyetlerine yön vermeleri demektir. Bu anlayış, ekonomik büyümeyi ve çevrenin korunmasını uzun dönemli olarak amaçlar. Sürdürülebilir gelişme düşüncesinden kaynaklanmaktadır bu anlayış. Sürdürülebilirlik ise sınırlı olan doğal kaynaklarımızın korunarak insanların yaşam kalitesinin artırılması demektir. Yeşil yönetim anlayışı, işletmelerin fonksiyonları, çalışma yapıları, organizasyon yapısında, üretim süreçlerinin çevreyi ön planda tutarak faaliyet göstermelerini hedeflemektedir. Elbette ki yeşil yönetim uygulamalarının bir maliyeti vardır ve bu dezavantaj gibi gelebilir ilk bakışta. Ama bu dezavantajın yanında birçok avantajı da vardır. Yeşil yönetim anlayışı ile hareket eden işletmeler öncelikle çevreye duyarlı insanlar nezdinde olumlu imaj elde ederler ve bu rekabet avantajı sağlamaktadır. Her ne kadar maliyetleri olsa da enerji kaynaklarının daha az kullanımı ve firma imajının olumlu olmasıyla artan rekabet gücü firmaların karlılığının artmasını sağlar



ISO 14000 nedir?

Uluslararası Standartlar Örgütü (International Organization for Standardization) tarafından ISO 14000 Çevre Yönetim Sistem Standartları Serisi formüle edilmiştir. 191 ülkeden 21340 katılımcıyla 2002 yılı 26 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg şehrinde düzenlenen, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi, çevre kirliliğini önlemek adına önemli bir gelişme sayılmaktadır. ISO 14000 serisinde, firmaların çevre yönetim sistemleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve geliştirmeler yapmaları için uygulayabilecekleri birçok standart vardır.

Dünyada en çok ISO 14001 Standardı kabul görmektedir. Bu standart ISO tarafından geliştirilmiş ve 1996’yayınlanmıştır. ISO 14001 Standardı kuruluşun sayısal hedeflerini belirlememektedir. Bunun yerine “yönetim metodolojisini” tanımlar. ISO 14001, çevre yönetim sisteminin beş unsuru için bir standart oluşturmaktadır: 

  1. Politika ve bağlılık 

  2. Planlama

  3. Uygulama

  4. Ölçme ve Değerlendirme

  5. Gözden Geçirme ve İyileştirme

ISO14000 kuruluşlara faaliyetlerinden dolayı çevreye olan olumsuz etkilerinin nasıl en aza indirilebileceğini göstermek, yürürlükteki yasalara, düzenlemelere ve çevreye yönelik diğer gerekliliklere uymalarını sağlamak ve bunları sürekli geliştirmek amacıyla var olan çevre yönetimi ile ilgili bir standartlar ailesidir.


Eko-Etiket Kavramı

Eko-Etiketler, ürün ve hizmetleri çevresel performanslarını dikkate alarak oluşturulan belirli bazı kriterler ışığında değerlendirip, çevresel performansı yüksek olan ürünlerin diğer ürünlerden etiket veya semboller aracılığıyla ayıran sistemdir. Bir ürünün Eko-Etiket alabilmesi için etiket aldığı sistemin kriterlerini sağlaması gerekmektedir. Bu sistemlerin amacı tüketiciye kullandıkları ürün veya hizmetin çevresel performansı hakkında doğru bilgiler verebilmektir. Bu bilgiler ışığında tüketiciler ürünleri çevresel performansına göre seçebilirler. Bu etiket sistemleri, insan sağlığına ve çevrenin korunumuna önem ve hassasiyet gösteren sistemler olduğu için tüketiciler aldıkları ürünü veya kullandıkları hizmetin farkında olurlar ve çevre ve sağlığa zararlı ürün ve hizmetlerden uzak durabilirler.

Eko-Etiketler gönüllülük esaslı bir sistemdir. Temel amacı az önce de dediğimiz gibi tüketicilere güvenilir bilgi sağlayabilmektir. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde çevre etiketlerinin kullanımının yaygınlaşması üzerine 1992’de bütün üye ülkeleri kapsayacak AB çevre etiketi geliştirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır. AB Bakanlar Konseyi’nin 880 sayılı 23 Mart 1992 yılında hazırlanan tüzük ile çevre etiketi sistemi kurulmuştur. Bir çiçek amblemiyle simgeleştirilen bu etiket tüketicilere ürünün çevreye saygılı olduğunu göstermektedir. Bu etiketi, bağımsız bir organ olan AB Eko-Etiket Kurulu üretim aşamalarının tümünü göz ününde bulundurarak ve ekolojik kıstaslarla vermektedir. Bu kıstasların ürünün hammaddeden başlayarak bütün üretim sürecini, dağıtımını, tüketimini ve kullanıldıktan sonra geri dönüşümünün sağlanabilmesine kadar her aşama dikkate alınarak belirlenir.


Sonuç

Bütün bu çalışmalar insanları ekolojiye olan etkilerinin olumsuz yönlerini minimuma indirebilmek içindir. Tüketiciler olarak bizler, tüketim alışkanlıklarımızı gerçekleştirirken daha bilinçli olabiliriz bu sayede. Bilinç seviyesi artan bireyler çevreye daha saygılı, neyi nasıl tükettiğini bilen bireylerdir. Aldığımız ürünün üretimden elimize gelene kadar çevreye ne kadar zarar verdiğini ve biz tükettikten sonra çevreye ne etkileri kalacak gibi bilgileri bu yolla öğrenebiliriz. Bu yolla tüketim alışkanlıklarımız bile değişmektedir. Çevreye daha az zararlı hatta mümkünse zararsız ürünler tüketim eğilimi gösterebiliriz.

İşletmeler de toplumun bilinç düzeyine göre hareket etmek zorunda oldukları için kendi sürdürülebilirlikleri için bile olsa daha bilinçli hareket ederler ve çevreye verilen zarar minimuma inmiş olur. 






Kaynakça

  • ALTUĞ, Tuğba. ÇEKİÇ AKYOL, Ayça. Kurumsal Yeşil İmajın Kurumsal Web Sitelerinde Aktarımı: Arçelik ve Bosch Örneği. İNİF E-Dergi, Mayıs 2018/3.

  • AKATAY, Ayten. ASLAN Şebnem. Yeşil Yönetim ve İşletmeleri ISO 14001 Sertifikası Almaya Yönelten Faktörler.

  • CİNGÖZ, Ayşe. GÜNGÖR TANÇ Şükran. Kurumsal Yönetim ve Çevresel Performans: İMKB’de İşlem Gören Şirketler Üzerine Bir Araştırma. MÖDAV, 2011/4

  • GÖKDENİZ, Ayhan. Konaklama Sektöründe Yeşil Yönetim Kavramı, Eko Etiket ve Yeşil Yönetim Sertifikaları ve Otellerde Yeşil Yönetim Uygulama Örnekleri. Uluslararası Sosyal ve Ekonomik Bilimler Dergisi. 2017.

  • GÜZEL, Dilşad. Tedarik Zinciri Bütünleşmesi, Yeşil Tedarik Uygulamaları ve İşletme Performansı Arasındaki İlişki Üzerine Bir Araştırma. Doktora Tezi. 2011.

  • KARAKUŞ, Güzide. ERDİRENÇELEBİ, Meral. İşletmelerin Yeşil Yönetim Algılarının İşletme Performansı Üzerindeki Etkisini Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma. İşletme Araştırmaları Dergisi, 10/4 (2018).

  • NEMLİ, Esra. Çevreye Duyarlı Yönetim Anlayışı. I.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)

  • YONTAR, İbrahim Güray. ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı ve Türkiye’nin Durum Analizi. Yüksek Lisans Tezi. 2006.

  • https://eko-etiket.org/sss/

  • https://en.wikipedia.org/wiki/ISO_14000

  • https://www.isokalitebelgesi.com/iso-14001-cevre-yonetim-sistemi-belgesi-nedir

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE YEŞİL LOJİSTİĞİN ÖNEMİ



Giriş

Büyük bir hızla gelişmekte olan teknolojik ve diğer birçok imkan sayesinde insanları ömrü uzamakta, doğumda ölüm oranları azalmakta ve dünya nüfusu hızla artmaktadır. Buna karşın dünyanın kaynakları azalmakta hatta yok olmaya yüz tutmaktadır. Birçok nedenden ötürü artan insan nüfusu büyük kentler oluşturmuş durumda. Günümüzde artan nüfusla birlikte devasa bir tüketim de olmaktadır. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla üretim yapılmakta ve kaynaklar da hızla tüketilmektedir. Nüfus ve kaynaklar arasındaki dengeyi sağlama arayışı son yıllarda “sürdürülebilirlik” kavramını daha çok duymamızı sağlamıştır (ŞEN ve diğerleri, 2018). Bu kavramı sadece doğal kaynaklarımız için değil şirketler, devletler ve daha nice olay ve olgu için kullanabilmekteyiz. 

Sürdürülebilirlik

Bir kavram olarak “sürdürülebilirlik” literatüre ilk kez 1972’de “Club of Rome” tarafından yayımlanan “Büyümenin Sınırları 2” adlı raporda kazandırılmıştır. Bu raporun sonucu ise pek iç açıcı değildir. Sanayileşmenin böylesi çevreye duyarsız büyümesi, doğal kaynaklarımızın kendini yenilemesine fırsat vermeden sömürülmesi, çevrenin kirletilmesi bu şekilde devam ettiği sürece büyümenin sonu yakındır (MANGIR, 2016). 

Sürdürülebilirlik kavramını doğa, işletmeler, devletler vs. birçok alanda kullanabiliriz. Dünyada ve ülkemizde artan rekabetle birlikte firmaların yaşam süreleri kısalmıştır. İşletmelerin varlığının devamlılığının sağlanabilmesi yapılan çalışmalarda sürdürülebilirlik kavramı ortaya atılmıştır. Gelişen teknolojiyle birlikte rekabet artmış, yeni ulusal ve uluslararası pazarlar oluşmuş, çalışan sayısı artmış ve işletmelerin bir şekilde etki ettiği insan sayısı artmıştır. Bu durum da olumlu ve olumsuz birçok etki ortaya çıkmıştır. Bu nedenle işletmeler sürdürülebilirlik üzerine daha fazla çalışmalar yapmaktadır (DURAN, 2018).



Sürdürülebilirliğin Önemi

Sürdürülebilirlik; çevresel, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç boyutta ele alınmaktadır. Sürdürülebilirliğe hangi boyutuyla bakarsak bakalım temelde ihtiyaçlarımızın sürekli olarak karşılanması açısından önem arz etmektedir. Son yüzyıllarda ekonomistlerin de sürekli dillendirdiği gibi sınırsız ihtiyaçlarımıza karşın sınırlı kaynağa sahibiz. Bu durum da bütün insanları önlemler almaya itmektedir. Ekosistemler sınırlı oranda kendini yenileyebilir.  Sanayi devrimi öncesinde çevreye verdiğimiz zarar daha kolay düzeltilebilirken, daha sonrasında artan üretim ve tüketimle birlikte çevreye verdiğimiz zararlar geri dönüşümü zor noktalara gelmiştir. Bu durum çevresel sürdürülebilirliği tehdit etmektedir (TUTULMAZ, 2012). 

Sürdürülebilirliğin bütün boyutları birbiriyle yakından ilişkilidir. Ekonomik kalkınma açısından doğal sermaye önem taşımaktadır. Çevresel ve sosyal açıdan sürdürülebilirlik sağlanamadan ekonomik sürdürülebilirlik ve kalkınma sağlanamaz. Ekonomik kalkınma hedeflenirken sürdürülebilir çevreye de önem vermek gerekir (YALÇINKAYA ve diğerleri, 2011). 


Yeşil Lojistik

Lojistik kavramını, her türlü ürün, bilgi ve hizmetin çıkış noktasından varışa kadar yapılan taşımanın etkili ve verimli bir biçimde planlanıp uygulanması şeklinde tanımlayabiliriz (sozluk.gov.tr). Yeşil lojistik kavramı ise; hizmet, ürün veya bilgilerin taşınması sürecinde çevreye verilen olumsuz etkilerin nasıl azaltılabileceği ve daha çevre dostu taşıma modellerinin nasıl geliştirilebileceğiyle ilgilidir. 

Lojistik süreçleri; maliyet ve hızlı teslimat odaklı ve maksimum kazancı hedeflerken, bu işlemlerin sonucunda çevreye olan etkiler veya taşıma modelinin çevre dostu olması öncelikleri arasında değildir. Yeşil lojistik ise; kaynakların verimli kullanımı, atıkların çevresel etkileri ve emisyon oranları ile ilgilenir. Bu nedenle yeşil lojistik ve firmaların çıkarları kısa vadede pek uyumlu olmamaktadır (BEKEN, 2016).


İşletmeleri Yeşil Lojistiğe Zorlayan Sebepler

İşletmelerin doğaları gereği temel amaçları maksimum kar sağlamaktır. Bu süreçte işletmelerin birçok iç-dış etkene maruz kaldığı gibi çevresine de olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. Gelişen teknolojilerle iletişim artmış, bilgi edinmek kolaylaşmış ve çevreye duyarlı toplum bilinci artmıştır. Artan bilinç seviyesi ve çevresel duyarlılık ile tüketiciler tercihlerini belirlerken önceliklerini yeşil işletmelerden yana kullanıyor. Bu durumun farkında olan işletmeler de kamuoyundaki algılarını olumlu seviyelerde tutabilmek için çalışmalar yapmaktadır. 

İşletmelerde yeşil lojistik uygulamalarının hayata geçirilmesinde birçok kurumsal etken vardır. Bunlar; yasal baskılar, müşteri baskıları ve ekonomik baskılardır. Küreselleşmeyle birlikte artan rekabet ortamı, tüketicilerin beklenti ve isteklerini artırmıştır. Tüketiciler isteklerine bu rekabet ortamında cevap verebilmek için kalitenin yanında fiyat rekabetini de düşünmek gerekir. Kar oranını artırmak için maliyetlerin azaltılması gereklidir. Yasalar vatandaşların ihtiyaç ve tercihlerine cevap vermek zorundadır. Artan çevresel duyarlılıkla birlikte, çevreyi korumaya yönelik birçok yasa da yürürlüğe girmiştir. İşletmeler cezai işlemlerle karşılaşıp maliyetlerini artırmamak için bu yasalara uymak zorundadır. Tüm bu nedenlerden dolayı işletmeler yeşil uygulamalara ağırlık vermektedir (YANGINLAR ve SARI, 2017).


Yeşil Lojistiğin Önemi

İşletmeler maliyet hesaplarıyla üretimlerini daha az maliyetli bölgelerde yapmaktadır. Bu da dünyanın farklı yerlerinde üretilen ürünlerin pazarlara ulaştırılması ihtiyacını doğurmaktadır. Bu görevi de lojistik sektörü üstlenmektedir. Başta taşımacılık olmak üzere birçok alanı vardır lojistik sektörünün. Çok uzak bölgelerden, büyük miktarda malzemeler taşınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yerel piyasaların uluslararası pazarlara ulaştırılmasını, ülkelerin ihtiyaçlarından fazla ürettikleri ürünleri satmaları ve dış ticaretin gelişmesini lojistik sektörü sağlamaktadır (İPEKÇİ, 2019). 

 Şekil 1: DÜNYA KARBON EMİSYONU DAĞILIMI


Bütün bu işlemler olurken çevrenin etkilenmemesi mümkün değildir. Dünya karbon emisyonunun dağılımına baktığımızda taşımanın önemli bir orana sahip olduğunu görmekteyiz. Bu noktada yeşil lojistiğin önemi ortaya çıkmaktadır. Sürdürülebilir bir ekonomi ve daha önemlisi sürdürülebilir bir yaşam için lojistik sektörü de elinden geleni yapmak zorundadır. Dünyada lojistik sektöründen kaynaklı sera gazı üretiminin dağılımına baktığımızda bu salınımın %89’u taşımacılık, geri kalan %11’lik kısmı ise tesisler ve depolardan kaynaklanmaktadır ( TAHA ve Diğerleri, 2016).

 Şekil 2: Lojistik Sektörü Emisyon Dağılımı


Şekil2’de de gördüğümüz üzere lojistik sektörünün doğaya saldığı sera gazlarının çok yüksek bir oranının (%57) karayolu taşımacılığı sürecinde oluşmaktadır. Bir gemi on binlerce ton malzemeyi taşıyabilmektedir ve bu parça başı maliyeti azalttığı gibi doğaya salınan sera gazlarını da azaltmaktadır. Deniz taşımacılığı hava ve demir yolundan fazla olsa da yine taşınan miktar açısından bakıldığında deniz yolu taşımacılığı daha olumlu değerler vermektedir. 





Kaynakça


Ahu Fatma MANGIR, Sürdürülebilir Kalkınma İçin Yavaş ve Hızlı Moda, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi Cilt:19 41.Yıl Özel Sayısı ss.143-154 Makale Gönderim Tarihi: 05/11//2016 – Kabul Tarihi: 20/12/2016

BİLGİLİ, Muhammed Yunus, Ekonomik, Ekolojik ve Sosyal Boyutlarıyla Sürdürülebilir Kalkınma, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 10 Sayı: 49 Nisan 2017.

BEKEN, H. Gülçin. Sürdürülebilirlik ve Rekabet Edebilirlik Yolu Yeşil Lojistik Mi?, Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler Dergisi. 2016:02.

DURAN, Bahar. Sürdürülebilirlik Kavramının Önemi, Karşılaşılan sorunlar ve şirketlerin Sürdürülebilirlik Raporlarının İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, 2018.

Hüseyin ŞEN, Ayşe KAYA, Barış ALPASLAN, Sürdürülebilirlik Üzerine Tarihsel ve Güncel Bir Perspektif, Ekonomik Yaklaşım 2018, 29(107): 1-47

YANGINLAR, Gözde. SARI, Kazım. İşletmecileri Yeşil Lojistik Uygulamalarına Zorlayan Sebepler Üzerine Bir Araştırma. Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergi Haziran 2017 Cilt 6 Sayı 1

TUTULMAZ, Onur (2012). “Sürdürülebilir Kalkınma: Sürdürülebilirlik İçin Bir Çözüm Vizyonu”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11(3), 601-626.

YALÇINKAYA Akansel, DURMAZ Vildan, ADİLLER Leyla, Sürdürülebilir Kalkınma ve Kurumsal Sürdürülebilirlik için Yeni Ölçümleme: Üçlü Performans, Uluslararası 9. Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi Bildirileri Jun 23-25, 2011 Sarajevo-Bosnia & Herzegovina / 23-25 Haziran 2011, Saraybosna-Bosna Hersek.

İPEKÇİ, Emre. Lojistik Sektöründe Çalışma Koşulları: İnsan Onuruna Yakışır İş Açısından Bir Araştırma. Yüksek Lisans Tezi. 2019

TAHA, Emin. TOKUR, İzzet. GÜLBAHAR, Ferhat. Lojistik Sektöründe Sürdürülebilirlik, Yeşil Lojistik. MÜSİAD Raporu. 2016


15 Şubat 2020 Cumartesi

ÜTOPYA'dan Seçmeler





     "Biri çıkar, krala der ki: Devlet paranın değerini verirken artırsın, alırken indirsin. Böylelikle krla hem borçlarını kolaylıkla öder, hem de hazinesini hemen doldurur. Bir başkası, yalancıktan bir savaş ihtimalinden söz edip yeni bir vergi koyalım, der: paralar toplandıktan sonra kral barıştan yana olduğunu söyler ve mutlu kararın kiliselerde büyük törenlerle kutlanmasını ister. Halk bayram eder, halkının kanı dökülmesin diyesavaştan vazgeçen merhametli kralını göklere çıkarır.
     Bir başkası krala çok eskiden konmuş, ama unutulup gitmiş, küf tutmuş bir yasayı hatırlatır: Kimse bu yasayı bilmediği için herkes çiğnemektedir. Ona uygun olarak yeniden cezalar uygulanmaya başlandı mı, bir gelir kaynağı, hem de şerefli bir kaynak sağlandı demektir.
     Bir başkası şöyle bir yolu daha kazançlı görür: Yüksekçe para cezaları isteyen yeni yasaklar çıkaralım; bu yasakların çoğu halkın yararına olsun. Kral bu yasaklardan çıkarlarına zarar gelecek kişilere büyük paralar karşılığı olarak kaçamak yolları versin. Böylece hem halkın duası kazanılır, hem de yasağı çiğnemek isteyenlerle yasaktan kurtulmak imtiyazlılardan bol bol para koparılır. İşin güzel yanı da şu ki, yasaktan kurtulmak isteyenlerden ne kadar çok para alınırsa, kral o ölçüde halkın saygı ve sevgisini kazanır: bakın, derler, ne kadar iyi yürekli bir kral: Sevdiği insanları korumuyor, halka zarar verme hakkını pek pahalıya satıyor onlara!
     Bir başkası krala yargıçlarla anlaşmayı, çıkarlarını onlara sağlatmayı salık verir: Efendimiz der, yargıçları sarayına çağırmalı, sofrada onlarla hazinesini ilgilendiren sorunları tartışmalı. Bir dava ne kadar haksız olursa olsun, onu haklı gösterecek bir yargıç bulunur: Ya her iddianın tam tersini savunma alışkanlığıyla, ya yenilik, aykırılık hevesiyle ya da krala yaranmak isteğiyle. O zaman bir tartışmadır başlar; değişik, çelişik görüşler apaçık bir gerçeği bulandırırlar; hakkın ta kendisi haksız gibi gösterilir. Kral bu çatışmadan yararlanıp sorunu kendi çıkarına göre kestirip atar. Çatışmaya yol açanlar utançlarından ya da korkularından kralın düşüncesine katılırlar ve işte o zaman yargıçlar cesaretle ve vicdan rahatlığıyla yargılarını verirler. Kralın istediğini kitaba uydurmaktan kolayı mı var? Ya yasalarda yeri bulunur ya da bir yasanın sözleri gereğince yorumlanır. Dine, devlete bağlı bir yargıç için de kralın hakkı bütün hakların üstünde değil midir?
     Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır: 
     'Bir ordu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır.'
     'Kral, istese bile, haksızlık edemez.'
     'Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın
keyfi istediği ölçüde yararlanabilir.'
     'Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur.'
     'Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam
haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz.'
     'Yoksulluk ve açlık yürekleri çökertir, ruhları körletir, insanları acı çekmeye, köle olarak
yaşamaya alıştırır: Öylesine ezer ki onları, boyunduruklarını sarsmaya güçleri kalmaz.'
... "